14 Mart 2011 Pazartesi

bana esmeyi anlat ... çünkü ben rüzgarım demeliyim... öz kaçtı senelerce duymak istediklerini söyleyemeyenlerden.... uçmaya kanatlanmaya esmeye kapattı kendini, sadece korkuya kapatamadı ... hep korktu korktukça sakladı kendini içine gömüldü gömüldükçe de daha çok korktu.. en sonunda kanlı bıçaklı iç savaşlar sonucu da buldu aslında senelerdir kapı gibi karşısında duran gerçeği... sevgiydi.. dokundurmaktı yaralarını en sevdiğine cesaret kaynağı.. ama bilememişti onun aklı belki de bilmişti ama bilinçaltına itmişti bi nedenden...

5 Mart 2011 Cumartesi

Sonsuzluğuma hoş geldin, yalnızlık

Yer yok biliyorum çok fazla ikimize

Adı sonsuzluk sadece…

Artık daha fazlasını kaldıracak cesaret de kalmadı bende

Ne elimi uzatabilirim hayaline

Uzatsa o… Yine de tutamam ki zaten

Gözlerim sinsice ihanet ederken uykusuzluğuma

Tek bir nedene ihtiyacım vardı sadece

Bir tek basit bir anlam yükleyebilseydim hayatıma

Daha mı kolay katlanılabilirdi gecelere

Sormadım hiç…

Belki de elimdeydi öğrenmek

İçimden gelmedi sadece

Her acıdığına kalbim üstünü örttüm acının

Bazense çaresiz yaşadım ölesiye…

Ama dedim ya; hep dik tutmak gerek kuyruğu

Ben yamamaya çalışırken yaralarımı

Beceriksiz ellerimle

Hep daha güçsüz

Hep daha mutsuz

Daha çok kanattım

Ama yine de çok iyi bir şey vardı yaptığım

Akıtmak içime kanımı

Gözpınarlarım başlarken boyanmaya kanla

Hep kapattım gözlerimi hayata

Ve geldiği yere gönderdim acıyı

Belki izin verebilseydim terk etmesine beni

Bakmasaydım arkama hiç

Son sözleri söyleyebilseydim

Ya da acılarım yerine içimdeki ürkekliği saklayabilseydim

Yenilmişliği çaresizliği terk edilmişliği…

Yaşamazdım hiç…..

3 Mart 2011 Perşembe

Hepsi de cümlelerin soğuk boşluğunda yaşıyorlardı.. Hayatlarının hiçbir döneminde istediklerini alamamanın daha doğrusu hayattan ne istediklerini anlamlandıramamanın nedensiz sinsi çöküntüsü içindeydiler belki hiç tanışmıyorlardı belki de herkesten daha yakın arkadaşlardı şu her şeyin ve her kesin kocaman bir sabun köpüğü olduğu gerçekliğin içinde… Kıstırılmışlıklarını fark edemiyor anlamsız bir keder içinde sürüklenip gidiyorlardı kafalarının güzel olup kontrol mekanizmalarını devre dışı bıraktıkları kısacık zaman aralıkları dışında gerçekten yaşadıklarını hissetmek bile çok güçtü kendilerine göre. Hepsi oldukları insanlardan hoşnutsuz bulundukları bedene isyan içindeydi. Aslında kendilerini sevmeyi başarabilselerdi belki de bu kadar melankolik bir ruh hali içinde bulmayacaklardı kendilerini…

Hayatta her şey istenildiği beklendiği gibi gitmez der bilenler… Ama bu hikâye hayatta hiçbir şeyin tesadüf olmadığını ve şu küçük dünyamızda, küçük akıllarımızla aslında her hareketimizle geleceğe yansımalar yaptığımızı öğretti bana… Gerçekten yaşandı mı tüm bunlar yoksa inanılmaz bir hayal gücünün ürünü mü artık ben de pek kestiremiyorum… Bazı olaylar donuk, yaşanıldığının bile farkında olmadığımız zaman dilimlerinde gerçekleşti ne olurken aslında ne olduğunu ben bile bilmiyormuşum… Gençlik, toyluk dönemlerinde ailelerinden uzakta kendi sorumlulukları alabilme telaşı içinde yaşayan herkese tanıdıktır bu durum… Beton üzerinde değil de su buharı üzerinde yürüyor gibi olursunuz… Hani başımda kavak yelleri derler ya ama hissedilemez o an ne kadar gerçeklikten uzak olunduğu…